YUNUS EMRE TÜRBESİ

CARULLAH BİN SÜLEYMAN CAMİ EMRE KÖYÜ-KULA Emre köyünde bulunan camii, inşa kitabesine göre Carullah Bin Süleyman tarafından 954 H. / 1547 – 1948 M. Yıllarında yaptırılmıştır. Bahçesindeki yakın tarihlere ait bazı mekânların yerinde bir zamanlar medrese odaları olduğu rivayet edilmektedir. Carullah Bin Süleyman Caminin güneyinde bir çeşme, güneydoğusunda 16. yüzyıla ait bir hamam kalıntısı mevcuttur. Bütün olarak bakıldığında, eskiden burada bir külliyenin varlığından söz etmek mümkündür. Adını Yunus Emre’den alan, onun ve hocası Tabduk Emre’nin birlikte yattığı türbeyi bünyesinde barındıran, yerleşimi eski bir köyde böyle bir külliyenin var olduğu yadırgatıcı değildir. Cami kapı kemerinin üzerinde inşa kitabesinde “ Bu şerefli cami ve yüce makamın banisi, güzellikler ve hayırlar sahibi Carullah Bin Süleyman’dır. Sene 954 H. (1547 – 1548 M.) Yine cami için bulunan kitabeden 1808 – 1809 Yılında Şehzade Abdurrahman Efendi’nin Camideki resimleri yaptığı anlaşılmaktadır. Camideki resimlerde sık rastlanan manzara tasvirleri ve üç ile altı kat arasında değişen apartmanların resmedilmiş olması ilginçtir. Camide en yaygın süsleme konusu olarak karşımıza çıkan natürmortların bazıları ilk bakışta tekrar gibi görünse de, bu kompozisyonların hiçbiri diğerinin aynısı değildir. Örneklerde başarılı çizgiler görülmekle birlikte hepsi iki boyutludur. Şimdiye kadar Anadolu’da duvar ressamı olarak imzası bulunan iki sanatçı tanınmaktadır. Zileli Emin ve Ali Miralaygil. Bu durum da Kula’nın Emre köyündeki Carullah Bin Süleyman Camidinde adına rastladığımız Şehzade Abdurrahman Efendi Anadolu’daki ismi zikredilen ressamların üçüncüsü olmaktadır ve bu yönüyle önem taşır. Daha önemlisi bu hususta Anadolu’daki ismi zikredilen ressamların içinde en erken tarihli imzaya sahip olanıdır. Ayrıca cami içerisinde bulunan hat sanatı eserler de Hattat Banazlı Mehmet Demni’ye aittir. Natürmortlarda karanfil, lale, gül gibi çiçekler ile nar, armut , üzüm, çam fıstığı kozası, kiraz gibi meyveler sık olarak kullanılmıştır.

Görselin büyük hali için tıklayınız.

EMRE KÖYÜ- KULA Cumhuriyetten önceki adı Emre Sultan olan köy, Manisa ili Kula ilçesine bağlı olup, Kula’ya 25 km., Salihli’ye 45 km., İzmir’e 135 km., İzmir – Ankara karayoluna 10 km. mesafededir. Emre köyü Tabduk Emre tarafından günümüzden 700 yıl kadar önce Saruhan Oğulları Beyliğine bağlı olarak kurulmuş olup, Batı Anadolu’da kurulan ilk Türk köylerindendir. Köyün burada kurulmasının en önemli nedeni türbenin kuzeyinden geçen ticaret (kervan) yoludur. Emre köyü, uzun yıllar çevrenin merkezi konumunda bulunmuştur. Bu nedenle köyde camii, hamam, medrese, pazaryeri ve konaklar bulunmaktadır. Günümüzde Yunus Emre ve hocası Tabduk Emre’nin mezarlarının bulunması önemini bir kat daha arttırmıştır.

Görselin büyük hali için tıklayınız.

YUNUS EMRE TÜRBESİ Yunus Emre, Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağılmaya ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde küçük-büyük Türk Beylikleri’nin kurulmaya başladığı 13. yy ortalarında Osmanlı Beyliği’nin filizlenmeye başladığı 14. yy’ın ilk çeyreğinde Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış bir Türkmen hocası, şair bir erendir. Yunus’un yaşadığı yıllar, Anadolu Türklüğünün Moğol akın ve yağmalarıyla, iç kavga ve çekişmelerle, siyasi otorite zayıflığıyla, dahası kıtlık ve kuraklıklarla perişan olduğu yıllardır. 13 yy’ın ikinci yarısı, sadece siyasi çekişmelerin değil, çeşitli gayri Sünni mezhep ve inançların, Batıni ve mutezili görüşlerinde yoğun bir şekilde yayılmaya başladığı bir zamandır. İşte böyle bir ortamda, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Hacı Bektaş-ı Veli, Ahi Evran-ı Veli, Ahmet Fakih gibi ilim ve irfan kutuplarıyla birlikte Yunus Emre, Allah sevgisini, aşk ve güzel ahlakla ilgili düşüncelerini, her türlü batıl inanca karşı, gerçek İslam tasavvufunu işleyerek Türk-İslam birliğinin oluşmasında önemli vazifeler yapmıştır. Yunus Emre, “Risalet-ün Nushiyye” adlı mesnevisinin sonunda verdiği; Söze tarih yedi yüz yediydi Yunus canı bu yolda fidiydi Beytinden anlaşıldığı kadarıyla H. 707 (M. 1307–08) tarihlerinde hayattadır. Yunus Emre, H. 648 (M. 1240–41) yılında doğmuş, 82 yıllık bir dünya hayatından sonra H. 720 (M. 1320–21) yılında ölmüştür. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin ifadesi ile bir Türkmen Hocası olan Yunus, ilim ve irfan yolunun merdivenlerini birer birer geride bırakmış 40 yıllık bir çilenin ardından “pişmiş” etkili ve benzersiz söyleyişi ile Türk dilinin ve tasavvufunun en büyük şairi olma mertebesine yükselmiştir.

Görselin büyük hali için tıklayınız.

YUNUS EMRE ve TABDUK EMRE EMRE KÖYÜ- KULA Yunus Emre’nin Aşkı Tabduk’tu, onun izinden gitti kapısına köle oldu, ölürken de baş ucundan ayrılmadı. Yunus Emre ve Tabduk Emre’nin mezarı Emre köyünün dışında bir tepede yer alıyor. Türbenin ortasında Tabduk Emre’nin mezarı, onun çevresinde eşi ve çocuklarının mezarları bulunuyor. Yunus Emre’nin mezarı ise türbenin dışında şeyhinin ayak ucunda yer alıyor. Yunus Emre’nin Ko beni yatayım şeyh eşiğinde Dönmezim şeyhimden ya ne döneyim Dizeleri Yunus Emre’nin mezarının Kula’da olduğunun kanıtı olarak karşımıza çıkıyor

Görselin büyük hali için tıklayınız.

TABDUK EMRE Yunus Emre’nin Hocası olan Tabduk Emre’nin Türbesi, Kula’nın Emre Köyündedir. Büyük bir Türk mutasavvıfı olan, Tabduk Emre hakkında yazılı kaynaklar; O’nu Barak Baba, Sarı Saltuk gibi Hacı Bektaş-ı velinin halifesi olarak göstermektedir. Tabduk Emre miladi 1200’lü yıllarda Manisa ili Kula ilçesi Emre köyünde yaşamıştır ve Hoca Ahmet Yesevi’nin müritlerinden olduğu bilinmektedir. Bir gün Hacı Bektaş Anadolu’daki erenleri yanına çağırır. Tabduk Emre ben nasibimi aldım deyip davete uymaz. Fakat Hacı Bektaş’ın ısrarı üzerine dergâhına varır. Kendisine gelmeyişinin sebebi sorulur; şöyle cevap verir. “ Erenler meclisinde bir gün perde aralığında el uzandı ve bize nasibimizi verdi.” dedi. Hacı Bektaş; “O eli görsen tanır mısın?” der. Tabduk Emre: “Elbette tanırım. Ayasında yeşil bir ben vardı, o eli bir ordunun içinde görsem tanırım.” der. O zaman Hacı Bektaş sağ elini Emre’ye uzatır. Emre o yeşil beni burada görünce, heyecanlanır ve “TABDUK SULTANIM, TABDUK SULTANIM.” diye bağırır. Aradığı kişinin karşısında olduğunu anlar ve o günden sonra Ermem Şeyhin adı “Tabduk Emre” olur. Tabduk aradığımı buldum demektir. Yine bir rivayete göre: Tabduk Emre, Saruhan Beyinin kızı Fatma Sultanı istetmek için, annesini Emre köyünden, Saruhan beyinin konağına yollar. Tabduk Emre’nin annesi, Saruhan beyinin kızı Fatma Sultanı oğlu Tabduk Emre’ye ister. Saruhan Beyi, Tabduk Emre’nin annesine oğlu kırk yük altın getirirse ancak o zaman kızını vereceğini söyler. Annesi boynu bükük olarak Emre köyüne dönüp, durumu Tabduk Emre’ye anlatır. Tabduk, annesini tekrar Saruhan beyine göndererek, beyin şartlarını kabul ettiğini bildirir. Tabduk Emre Saruhan Beyi’nin Emre köyüne gönderdiği kırk deveye, çuvallar içinde kum ve çakıl doldurarak Saruhan Beyine geri gönderir. Çuvallar Sultanın hazinesine boşaltılırken içindeki kum ve çakıllar altın olur. Bunun üzerine hayretler içinde kalan Saruhan Beyi de sözünde durarak kızı Fatma Sultanı Tabduk Emre’ye verir. Günümüzde Tabduk Emre Türbesi olarak anılan yapı mimari unsurlar bakımından Manisa’daki Saruhan Bey Türbesi ile büyük benzerlikler taşımaktadır. Türbe içinde ortadaki Tabduk Emre’ye, diğerleri ise aile fertlerine ait olduğu söylenen 10 mezar bulunmaktadır. Türbe kapısının hemen önünde, taşında balta tasviri bulunan mezarın ise Yunus Emre’ye ait olduğuna inanılmakta ve her yıl binlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Görselin büyük hali için tıklayınız.

Diğer Albümler

YUNUS EMRE KÜLTÜR MERKEZİ

Galeriyi incelemek için tıklayınız.

2014 Yılında Basında Kula

Galeriyi incelemek için tıklayınız.

KULA EVİ KÜLTÜR MÜZESİ

Galeriyi incelemek için tıklayınız.

PERİBACALARI TABİAT ANITI

Galeriyi incelemek için tıklayınız.

MERYEM ANA KÜLTÜR MERKEZİ

Galeriyi incelemek için tıklayınız.

2015 Yılında Basında Kula

Galeriyi incelemek için tıklayınız.

JEOPARK ZİYARETÇİ MERKEZİ

Galeriyi incelemek için tıklayınız.